Birincisi: Yenilenme ve sonradan meydana gelme bildiren fiil yerine, hüsranın sabit ve kalıcı olduğunu bildiren isim lafzını (1) kullanmasıdır (2).
İkincisi: İsmin başına el- takısını getirmesidir. Bu takı, isimle ifade edilen anlamın onlarda tam olarak bulunduğuna işaret eder (3). Nitekim “Zeyd, âlim ve salih olan kişidir” dediğinde, bu niteliklerin onda tam olarak bulunduğunu belirtmiş olursun (4). Oysa “Âlim ve salih bir kişidir” demen böyle değildir (5).
Üçüncüsü: Allah’ın mübteda (özne) ile haberi (yüklem) belirli biçimde kullanmasıdır. Bu, yüklemde bildirilen niteliğin yalnızca özneye ait olduğunu gösteren işaretlerdendir. Nitekim Allah Teâlâ’nın “Ve işte kurtuluşa erenler onlardır” [Bakara/5], “Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir” [Bakara/254] ve “İşte onlar (6) gerçek müminlerdir” [Enfâl/4] buyrukları ve benzerleri böyledir.
Dördüncüsü: Mübteda ile haber arasına fasıl zamirini koymasıdır. Bu zamir, bu iki unsuru birbirinden ayırmanın yanı sıra iki fayda daha sağlar: İsnadı güçlendirir ve yüklemde bildirilen niteliği yalnızca özneye tahsis eder;