bin Cerrāh’tan nakletmiştir. Hangisinden nakledildiği konusundaki tereddüt İshak’a aittir (1).
Ebü’l-Berekāt İbn Teymiyye şöyle demiştir: Her iki durumda da aynı hükmün uygulanması daha doğrudur. Namazı terk eden kişiyi burada vakit bakımından mazeret sahipleriyle bir tutmak doğru değildir; nitekim namazı terk etme konusunda da onlarla bir tutulması doğru değildir.
Ben derim ki: Ebü İshak’ın görüşü daha güçlü ve fıkhî bakımdan daha isabetlidir. Çünkü bu vaktin genel olarak her iki namazın da vakti olduğu sabittir. Bu durum, öldürme hükmünün düşürülmesine yol açan bir şüphe doğurmuştur (2).
Ayrıca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, namazı vaktinden sonraya bırakan yöneticilerle savaşmayı (3) yasaklamıştır. Onlar öğle namazını ikindi vaktine erteliyor, bazen de ikindi namazını vaktinin sonuna kadar geciktiriyorlardı. Kendisine, “Onlarla savaşmayalım mı?” diye sorulduğunda, “Hayır, namaz kıldıkları sürece!” buyurmuştur (4). Bu da yaptıklarının namaz sayıldığını ve bu namaz sayesinde kanlarının dokunulmaz olduğunu gösterir.