Böylece Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (1), namazı kılıncaya kadar onlarla savaşmakla emrolunduğunu; kanlarını dökmenin ve mallarını almanın ancak iki şehadet cümlesini söylemelerinden, namazı kılmalarından ve zekâtı vermelerinden sonra haram olacağını bildirmiştir. Bundan önce ise kanlarını dökmek ve mallarını almak haram değil, bilakis mubahtır.
Enes b. Mâlik radıyallahu anh şöyle demiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat edince Araplar irtidat etti (2). Bunun üzerine Ömer: “Ey Ebu Bekir! Araplarla nasıl savaşırsın?” dedi. Ebu Bekir (3) şöyle cevap verdi: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu şudur: ‘İnsanlarla, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma şehadet edinceye, namazı kılıncaya ve zekâtı verinceye kadar savaşmakla emrolundum.’” Bu hadisi Nesāī (4) rivayet etmiştir; hadis sahihtir.
Bu hadislerdeki kayıtlar, öldürmemek gerektiğine delil olarak ileri sürdükleri mutlak hadisin neyi gerektirdiğini açıklamaktadır. Oysa o hadis, onların aleyhine delildir. Çünkü o hadiste can ve mal dokunulmazlığı, İslâm’ın gerektirdiği haklar saklı tutularak tanınmıştır. Namaz ise bütün bu hakların en kuvvetlisidir.
İbn Mesud’un şu hadisine gelince: “Bir Müslümanın kanını dökmek helâl değildir; ancak