ve resulüdür.” (1).
Bu teşehhüdü ashabına Kur’an’ı öğrettiği gibi öğretirdi. Ayrıca şöyle de derdi: “Bereketli bütün hürmetler, dualar ve güzel sözler Allah’a mahsustur” (2). Bu, İbn Abbas’ın naklettiği teşehhüddür; ilki ise İbn Mesud’un naklettiği teşehhüddür ve daha eksiksizdir. Çünkü İbn Mesud’un teşehhüdü birbirinden farklı cümleler içerirken İbn Abbas’ın teşehhüdü tek bir cümleden oluşur. Ayrıca İbn Mesud’un teşehhüdü, Buhari ve Müslim’in Sahih’lerinde yer alır ve onda ilave olarak “ve” bağlacı bulunur. Bunu onlara Kur’an’ı öğrettiği gibi öğretirdi.
İbn Ömer (3) de onun şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Bütün hürmetler, dualar, güzel sözler Allah’a mahsustur” (4). Teşehhüdün başka şekilleri de vardır; bunların hepsi caizdir.
Bu oturuşu kısa tutardı; sanki radf (5) (6) üzerinde oturuyordu. Radf, kızdırılmış taşlar demektir. Ardından tekbir getirip ayağa kalkar, üçüncü ve dördüncü rekâtları kılardı,