bunu en iyi bilenler olurdu; bu hadislerle amel etmeyenlere karşı onları delil göstermezlerdi. Ümmet içinde onu en iyi tanıyan râşid halifeler de bu hadislerle amel etmezlerdi.
İşte bu ümmetin sıddıkı ve şeyhülislâmı, sabah namazını kıldırırken Bakara suresini başından sonuna kadar okumuştu. Arkasında küçükler, büyükler ve işi olanlar da vardı. Kendisine, “Ey Resûlullah’ın halifesi! Neredeyse güneş doğacaktı!” dediler. O da, “Güneş doğsaydı bizi gaflet içinde bulmazdı” (1) dedi. Râşid halife Ömer b. Hattâb da onun yolunu izledi. Sabah namazında Nahl ve Yusuf, Hûd ve Yunus, Benî İsrail ve bunlara benzer sureleri okurdu (2).
Abdullah (3) b. Ömer’in şu hadisi daha önce geçmişti: “Resûlullah —Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun— bize namazı hafif tutmamızı emreder (4), kendisi de bize Sâffât suresini okuyarak namaz kıldırırdı” (5). Demek ki yaptığı şey, emrettiği şeyin ta kendisiydi. Rükûdan doğrulup ayakta dururken söylediği zikir ve dua da daha önce aktarılmıştı. Bu duruşu öylesine uzatırdı ki arkasındakiler, “Unuttu” derlerdi. Ebû Saîd’in, onun —Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun— öğle namazına başlamasıyla ilgili hadisi de daha önce geçmişti: “Bir kimse Bakī‘ye gider, ihtiyacını giderir, ailesinin yanına uğrar, abdest alır, sonra mescide gelir; ona yetiştiği rekât