üç defadan ibaret olsun da rükûdan sonraki kıyamını bunun katbekat fazlası kadar uzatsın; aynı şekilde iki secde arasında da insanların “Yanıldı.” diyecekleri kadar otursun?
Şüphesiz onun secdesi ve rükûu, bu iki rükünle ya aynı uzunlukta ya da onlardan daha uzundur. Siz ise onun rükû ve secdesinin, (1) rükûdan sonraki kıyamından ve iki secde arasındaki oturuşundan daha uzun (2) olduğunu söylüyorsunuz. Öyle ki bu ikisini uzatmayı mekruh sayıyorsunuz; hatta içinizden aşırıya kaçanlar, bunların uzatılması sebebiyle namazın geçersiz olduğuna hükmediyorlar (3)!
Berā b. Āzib, onun rükû ve secdesinin kıyamına yakın uzunlukta olduğuna şahitlik etmiştir (4). Bunun üç tesbih kadar olması imkânsızdır. Belki bir defasında, ortaya çıkan bir sebepten dolayı namazı kısa tutmuş; Sa'dī’nin amcası yahut babası da buna şahit olup gördüğünü nakletmiştir.
Hz. Peygamber —Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun— kişinin namazını uzun tutmasının, dini iyi kavradığını gösterdiğine hükmetmiştir. Bu hüküm, onun dinî anlayışının zayıf olduğuna hükmetmekten (5) daha yerindedir. Çünkü Resûlullah’ın —Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun— hükmü hak hükümdür; ona aykırı olan hüküm ise bâtıl ve haksızdır. Nitekim Müslim, Sahih’inde (6) Ammār b. Yāsir’den şöyle rivayet etmiştir: Resûlullah —Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun— şöyle buyurdu: “Şüphesiz