O, mutlak anlamda güzel ve temiz olduğuna göre güzel ve temiz sözlerin, fiillerin, sıfatların ve isimlerin hepsi O’na aittir; O’ndan başka hiç kimse bunları hak etmez. Hatta hiçbir şey, O’nun güzel ve temiz oluşu sayesinde (1) olmadıkça güzel ve temiz olamaz. O’nun dışındaki her şeyin güzelliği ve temizliği, O’nun güzel ve temiz oluşunun (2) eseridir. Bu güzel ve temiz selâmlama da ancak O’na yaraşır.
Selâm, selâmlama türlerinden biridir; selâm veren kimse, selâmladığı kişiye dua etmiş olur (3). Yüce Allah ise kendisinden selâmet istenen, fakat kendisine selâmet dilenmeyen zattır. Çünkü O, es-Selâm’dır ve selâmet O’ndandır. Bu sebeple, kendisine kullukla seçkin kıldığı ve razı olduğu kulları için O’ndan selâmet istenmesi (4) meşru kılınmıştır. Bu selâmlamaya, kulları arasında O’nun katında en değerli olan (5), O’nun en çok sevdiği ve makam bakımından O’na en yakın olan kişiyle başlanması da meşru kılınmıştır.
Ardından bu selâmlama (6), İslâm’ın anahtarı olan iki şehadet ifadesiyle tamamlanmıştır. Böylece bunun namazın sonunda yer alması meşru kılınmıştır. Kişi namaza girerken tekbir getirir, hamd eder (7), övgüde bulunur