—yani bir yaratılmışın başka bir yaratılmışla karşılaştığında veya onun huzuruna girdiğinde sunduğu selamlamanın yerine—. Çünkü insanlar hükümdarlarını ve büyüklerini, gönüllerini kazanmak için çeşitli biçimlerde selamlarlar (1). Kimi “Sabahın güzel olsun”, kimi “Ömrün ve nimetlerin daim olsun”, kimi “Allah ömrünü uzun etsin”, kimi de “Bin yıl yaşayasın (2)” der. Bazıları hükümdarlara secde eder, bazıları ise selam verir. Böylece aralarındaki selamlamalar, selamlanan kişinin hoşuna giden söz ve davranışları içerir.
Müşrikler de putlarını selamlarlar. Hasan şöyle demiştir: “Cahiliye halkı putlarına ellerini sürer ve ‘Hayatın daim olsun’ derdi. İslâm gelince, bu selam ve tâzim ifadelerinin en güzelini, en temizini ve en üstününü Allah’a (3) yöneltmeleri emredildi.” (4)
Dolayısıyla “Tahiyyāt (5)”, kulun, ölmeyen ve daima diri olana sunduğu selam ve tâzimdir. Allah, bu selam ve tâzim ifadelerine kendisi dışındaki her şeyden daha layıktır. Çünkü bunlar hayatı, kalıcılığı ve devamlılığı içerir. Bu selam ve tâzim ifadelerini, ölmeyen, daima diri ve kalıcı olan, hükümranlığı sona ermeyen Allah’tan başka hiç kimse hak etmez.