ve tam bir teslimiyet gösterdiğinde, geriye (1) ihtiyacını arz etmesi, özür dilemesi ve kusurlarından arınmayı istemesi (2) kalır. Bu sebeple ona, hizmete hazır bir kulun duruşunu alması meşru kılınmıştır. Böylece dizlerinin üzerine çökmüş, kendisini efendisinin huzuruna bırakan kimsenin hâlini (3) almış, ümit ve korku içinde O’na özürlerini sunan, kötülüğü emreden nefsine karşı O’ndan yardım isteyen (4) boynu bükük bir kul gibi davranmayı amaçlar.
Ardından, zikri tekrar tekrar söylemesi meşru kılındığı gibi, bu kulluğu da dörde tamamlanıncaya kadar tekrar tekrar yerine getirmesi (5) meşru kılınmıştır (6). Çünkü bu, maksada ulaşmada daha etkili olduğu gibi, teslimiyete (7) ve boyun eğmeye de daha çok sevk eder.
Namazın rükûunu, secdesini, kıraatini, tesbihini ve tekbirini tamamladığında ise namazın sonunda huşû içinde, tevazu ve teslimiyetle (8), dizlerinin üzerine çökmüş olarak oturması meşru kılınmıştır.
Bu oturuşta en eksiksiz ve en üstün selam ve tâzim ifadelerini sunar; bir selamlamanın yerine