rekâtın; aynı zamanda onun nihai noktası olarak belirlemiştir. Secdenin rükûdan sonra yapılması meşru kılınmıştır; çünkü rükû, secdeye bir hazırlık ve başlangıçtır. Secdede Allah’ı bu hâle uygun şekilde övmek de meşru kılınmıştır. Bu, kulun “En yüce Rabbimi her türlü eksiklikten tenzih ederim” demesidir. Secdede söylenecek en faziletli söz budur. Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem secdede bundan başka bir söz söylemeyi emrettiğine dair bir rivayet gelmemiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur: “Bunu secdelerinizde söyleyin.” (1)
Bu tesbihi kasten terk edenin namazı, İmam Ahmed ve diğer birçok âlime göre geçersizdir (2); çünkü kendisine emredileni yapmamıştır.
Bu hâlde Rabbi yücelik sıfatıyla (3) anmak, yüzünü yere koyarak aşağıya inen (4) kişinin secdedeki durumuna son derece uygundur. Kul, kendisi aşağıya inerken Rabbinin yüceliğini anar. Bu da (5), rükûda boyun eğerken O’nun azametini anması gibidir. Böylece Rabbini, O’nun azametine ve yüceliğine aykırı olan, O’na yaraşmayan her şeyden tenzih eder.
Secdenin tekrarlanması meşru kılınınca, iki secdeyi birbirinden ayırmak gerekli olmuştur. Bu sebeple aralarına, başlı başına bir rükün konulmuş ve bu rükünde de ona uygun bir dua meşru kılınmıştır. Bu dua, kulun Allah’tan şu dileklerde bulunmasıdır: bağışlanma, rahmet, hidayet ve afiyet