ve bedeninin en değerli, en yüksekte bulunan kısmını —yüzünü— toprağa (1) koyar. Böylece en yukarıdaki kısmı en aşağıya inmiştir; en yüce Rabbinin huzurunda boyun eğmek, O’na huşu duymak, azameti karşısında alçalmak ve izzeti karşısında mahviyet göstermek için. Bu, bedenle gösterilen huşunun doruğudur.
Çünkü Allah Teâlâ onu, ayaklarla basılmaya (2) elverişli kılınmış yeryüzünden yaratmış, orayı imar etmekle görevlendirmiş (3), onu yeniden oraya döndürmüş ve oradan çıkaracağını vaat etmiştir. Toprak onun annesi, babası, aslı ve ayrılıp geldiği kaynaktır. Onu hayattayken üzerinde, öldüğünde ise bağrında kucaklamıştır (4). Ona temizlenme aracı ve namaz yeri kılınmıştır. Bu yüzden kula secde etmesi emredilmiştir. Çünkü secde, bedenle gösterilen huşunun doruğudur ve bütün organların kulluğunu en kapsamlı biçimde bir araya getirir. Kul da mahviyet, tevazu, boyun eğiş ve teslimiyet içinde yüzünü toprağa sürer.
Mesrūk, Said b. Cübeyr’e şöyle demiştir: “Ey Said (5)! O’nun için yüzlerimizi bu toprağa sürmek dışında, arzu edilecek (6) hiçbir şey kalmadı.” (7)
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yüzünü yerden korumaya özellikle çalışmazdı; ancak buna kendiliğinden imkân bulduğunda