Birincisi: Veren ve vermeyen yalnızca O’dur (1).
İkincisi: O verdiğinde (2), hiç kimse O’nun verdiği kimseye engel olamaz. O vermediğinde ise hiç kimse (3), O’nun vermediği kimseye (4) veremez.
Üçüncüsü: İnsanların saltanat, yöneticilik, zenginlik, rahat bir hayat ve benzeri dünyevî ikbal ve nasipleri, O’nun katında fayda sağlamaz; onları O’nun azabından kurtarmaz ve ikramına yaklaştırmaz. O’nun katında kendilerine fayda sağlayan şey, ancak O’na itaat ederek yakınlaşmaları ve O’nun rızasını her şeyin önünde tutmalarıdır.
Ardından bunları şu sözüyle tamamlamıştır: “Allah’ım! Beni günahlarımdan su, kar ve dolu ile arındır.” Nitekim rekâtın başındaki açılış duasına da bu sözle başlamış, namazı da istiğfarla bitirmiştir. Böylece namazın başında, ortasında ve sonunda istiğfar yer almıştır.
Bu rükün; Allah’a hamd etmeyi, O’nu yüceltmeyi ve övmeyi, O’na kulluğu ve birliğini ikrar etmeyi, günah ve hatalardan arınmak için O’na yönelmeyi (5) içeren en faziletli zikirleri ve en faydalı duaları bir araya getirmiştir. Dolayısıyla bu, başlı başına amaçlanan bir rükünde yer alan, başlı başına amaçlanan bir zikirdir; daha aşağı değildir