Sonra, O’nun nimetine (1) yalnızca bu hidayete erişenlerin mazhar olduğunu açıkladı. “Gazaba uğrayanlar” bunlardan değildir; onlar (2) hakkı bildikleri hâlde ona uymayanlardır. “Sapıtanlar” da bunlardan değildir; onlar ise Allah’a bilgisizce ibadet edenlerdir.
Bu iki topluluğun ortak yönü, Allah hakkında (3), O’nun yaratması, emri, isimleri ve sıfatları konusunda bilgisizce konuşmalarıdır. Nimete mazhar olanın yolu ise ilim ve amel bakımından bütün bâtıl ehlinin yollarından farklıdır.
Kul, bu övgü, dua ve tevhidi tamamlayınca, bunları bir mühür gibi âmin sözüyle mühürlemesi meşru kılınmıştır. Böylece göklerdeki meleklerle aynı sözü söylemiş olur. Âmin demek, elleri kaldırmak gibi, namazın süslerindendir (4). Elleri kaldırmak ise namazın süsü (5), sünnete uyma, Allah’ın emrini yüceltme, ellerin kulluğu (6) ve bir rükünden diğerine geçişin (7) göstergesidir.
Ardından, kalbi de hazır ve şahit olarak Rabbine O’nun kelâmıyla münacatta bulunmaya ve bu kelâmı imamdan sessizce dinlemeye başlar.