ve ulūhiyet tevhididir. Bu ifade, “Rab” ve “Allah” isimleriyle O’na kulluk etmeyi de içerir. O’na ulūhiyeti sebebiyle ibadet edilir, rubūbiyeti sebebiyle O’ndan yardım istenir (1); O da rahmetiyle dosdoğru yola iletir.
Surenin başında O’nun “Allah”, “Rab” ve “Rahmān” isimlerinin zikredilmesi, en yüce taleplere uygun düşmektedir (2): O’na ibadet etmek, O’nun yardımına ve hidayetine erişmek (3). Bütün bunları veren yalnızca O’dur (4). O’na ibadet etmek için O’ndan başkası yardım edemez; O’ndan başkası hidayete erdiremez.
Ardından dua eden kişi, “Bizi dosdoğru yola ilet” [Fâtiha/6] sözüyle, dilediği bu hidayete ne kadar muhtaç olduğunu ve onsuz yapamayacağını idrak eder. Çünkü o, hiçbir şeye bundan daha çok muhtaç (5) değildir; hiçbir şeye bundan daha fazla ihtiyaç duymaz. Her nefesinde ve her göz açıp kapayışında buna muhtaçtır (6).
Bu duada istenen şey ancak şu hususlarla gerçekleşir: Allah’a ulaştıran yola iletilmek ve o yolda da hidayete erdirilmek —bu, ayrıntılı hidayettir (7)—; fiili gerçekleştirme gücünün yaratılması, o fiilin irade edilip meydana getirilmesi, kulun o fiili yüce ve her türlü eksiklikten uzak olan Rabbin razı olduğu ve sevdiği şekilde, O’nun için gerçekleştirmeye muvaffak kılınması ve fiilin, işlendiği sırada onu bozacak şeylerden korunması