cehennemdir. Bir de mutluluk yurdu vardır; o da cennettir.
Bunlardan herhangi birini geçersiz sayan, inkâr eden veya gerçekliğini reddeden kimse, her türlü noksanlıktan münezzeh olan yüce Allah’ın hükümranlığına dil uzatmış, onun eksiksiz ve tam olduğunu reddetmiş olur. Aynı şekilde, O’nun kaza ve kaderinin her şeyi kuşattığını inkâr eden de hükümranlığının her şeyi kuşattığını ve eksiksiz olduğunu inkâr etmiş olur. Böylece namaz kılan kimse, “Hesap gününün sahibi” [Fâtiha/4] sözünde yüce Rabbin azametini müşahede eder.
“Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz” [Fâtiha /4] dediğinde ise, bu iki ifadede (1) yaratmanın ve emrin, dünya ve ahiretin sırrı vardır. Bu söz, en yüce gayeleri ve en üstün vesileleri içerir. En yüce gaye O’na kulluk etmek (2), en üstün vesile ise O’nun yardımıdır. İbadeti hak eden O’ndan başka hiçbir mâbud yoktur; O’na ibadette O’ndan başka yardımcı da yoktur. Dolayısıyla O’na ibadet etmek gayelerin en yücesi, O’nun yardımı ise vesilelerin en değerlisidir.
Her türlü noksanlıktan münezzeh olan yüce Allah, yüz dört kitap (3) indirmiş ve bunların anlamlarını dört kitapta (4) toplamıştır. Bunlar Tevrat, İncil, Kur’an ve Zebur’dur. Bu kitapların anlamlarını Kur’an’da, Kur’an’ın anlamlarını Mufassal bölümünde toplamış, bu bölümün anlamlarını da