hak ve apaçık hükümdardan başkasına yaraşmaz. Böylece her şeye boyun eğdiren bir hükümdarı müşahede eder (1). Bütün yaratılmışlar O’na itaat etmiş, yüzler O’na boyun eğmiş, zorbalar O’nun azameti karşısında zelil olmuş, her güçlü O’nun izzetine teslim olmuştur. Kalbiyle şunu müşahede eder:
Göğün arşı üzerinde her şeyi gözeten bir hükümdarı (2)…
İzzetine yüzler boyun eğer, secde eder (3).
Hükümranlık sıfatının hakikatini reddetmezse (4), bu sıfat onu isim ve sıfatların hakikatlerini müşahede etmeye ulaştırır. Çünkü bu isim ve sıfatları reddetmek, O’nun hükümranlığını da reddetmek ve inkâr etmektir. Zira hükümranlığı eksiksiz olan gerçek hükümdar ancak diri, kendi kendine kaim olup her şeyi ayakta tutan, işiten, gören, irade eden, kudret sahibi, konuşan, emreden, yasaklayan ve hükümranlığının tahtına istiva etmiş olan olabilir. Elçilerini emirleriyle hükümranlık alanının en uzak yerlerine (5) gönderir. Rızasını hak eden kulundan razı olur; onu mükâfatlandırır, ona ikram eder ve onu kendisine yaklaştırır. Gazabını hak eden kuluna ise gazap eder; onu cezalandırır, aşağılar ve kendisinden uzaklaştırır. Dilediğine azap eder, dilediğine merhamet eder; dilediğine verir, dilediğinden esirger (6); dilediğini yaklaştırır, dilediğini uzaklaştırır. O’nun bir azap yurdu vardır (7); o da