olduğu varlıkları rahmetiyle var etmiştir. Kitaplarını rahmetiyle indirmiş (1), peygamberlerini rahmetiyle göndermiş, dinî hükümlerini rahmetiyle koymuş, cenneti rahmetiyle yaratmıştır. Cehennemi de rahmetiyle yaratmıştır. Çünkü cehennem, mümin kullarını cennetine sevk ettiği kamçısıdır. Kendisine isyan eden tevhid ehlini günah kirlerinden onunla arındırır. O, aynı zamanda yarattıkları arasındaki düşmanlarını hapsettiği zindanıdır.
O’nun emir ve yasaklarında, tavsiye ve öğütlerinde bulunan engin rahmeti ve bol nimeti; yarattıklarının içini dolduran (2) rahmet ve nimetleri düşün. Rahmet (3), O’ndan kullarına uzanan bağdır; kulluk da kullarından O’na uzanan bağdır (4). Kullarından O’na kulluk, O’ndan kullarına ise rahmet ulaşır.
Bu ismin en özel müşahedelerinden biri, namaz kılanın rahmetten kendi payına düşeni müşahede etmesidir. Bu rahmet payı, onu Rabbinin huzurunda durdurmuş, O’na kulluk etmeye ve O’nunla münacatta bulunmaya ehil kılmıştır. Allah ona vermiş (5), başkasına vermemiş; onun kalbini kendisine yöneltmiş, başkasının kalbini ise kendisinden uzaklaştırmıştır. Bu da O’nun kendisine olan rahmetindendir (6).
“Din gününün sahibi” [Fatiha/4] dediğinde ise burada öyle bir yüceliği müşahede eder ki bu yücelik asla