Böylece kalbi, her türlü noksanlıktan uzak ve yüce olan “Allah” ismini anmakla, kendisine ibadet edilen, birliği kabul edilen (1) ve kendisinden korkulan ilâhı müşahede eder. O’ndan başkası ibadete layık değildir; ibadet ancak O’na yaraşır (2). Yüzler O’na boyun eğmiş, varlıklar (3) O’na teslim olmuş, sesler O’nun karşısında kısılmıştır:
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder (4). O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur (5).” [İsrâ/44]
“Göklerde ve yerde bulunanlar O’nundur; hepsi O’na boyun eğmiştir.” [Rûm/26]
Yine gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri; cinleri ve insanları, kuşları ve yabani hayvanları, cenneti ve cehennemi O yaratmıştır. Aynı şekilde peygamberleri göndermiş, kitapları indirmiş, şeriatları koymuş ve kulları emirlerine (6) ve yasaklarına uymakla yükümlü kılmıştır.
Kalbi, “âlemlerin Rabbi” ismini anmakla (7), hiçbir şeye muhtaç olmadan var olan ve her şeyin kendisiyle ayakta durduğu Kayyūm’u müşahede eder. O, her bir nefsi hayrıyla ve şerriyle gözetip idare eder. Arşına istiva etmiş ve mülkünü yönetmede tek başına hüküm sahibi olmuştur (8). Bütün yönetim O’nun iki elindedir (9); bütün işlerin varacağı son merci O’dur,