Burada hayret verici bir hâl (1) vardır. Bu hâl, kalbi Allah’ın isim ve sıfatlarının anlamlarını derinden kavrayan (2), bunlara imanın sevinci kalbine işleyen kimsede meydana gelir. Böyle bir kimse, her (3) isim ve sıfatın namazında bir yeri, bir karşılığı olduğunu görür.
Hayır ve bereketi sonsuz, şanı yüce Rabbin huzurunda kıyama durduğunda, O’nun hiçbir şeye muhtaç olmadan var olduğunu ve her şeyi ayakta tuttuğunu kalbiyle müşahede eder (4).
“Allah en büyüktür” dediğinde, O’nun büyüklüğünü müşahede eder.
“Allah’ım! Sana hamd ederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. İsmin bereketlidir, şanın yücedir. Senden başka ilâh yoktur” dediğinde ise her türlü kusurdan uzak, bütün eksikliklerden arınmış ve her türlü hamde lâyık bir Rabbi kalbiyle müşahede eder. Çünkü O’na hamdetmek, O’nu bütün kemal sıfatlarıyla nitelemeyi içerir. Bu da O’nun her türlü eksiklikten uzak olmasını gerektirir. O’nun ismi bereketlidir. Az bir şey üzerine anıldığında onu çoğaltır; bir hayır üzerine anıldığında onu artırır ve bereketlendirir (5); bir âfet üzerine anıldığında onu giderir; bir şeytana karşı anıldığında onu hor ve hakir bir hâlde uzaklaştırır.
İsmin kemali, o ismin sahibinin kemalinden gelir. O hâlde, O’nun ismi böyle ise —ki bu isim asla