Amel işleyenler, emredilen amelleri kendilerini yormadan (1), sırf yükümlülüğü yerine getirmiş olmak için yapar ve şöyle derler: “Bu amelin adını hak edecek en azını yapmak bize yeter (2). Keşke onu olsun yapabilsek!” Bu kimseler, meleklerin onların namazlarını yukarıya taşıyıp, insanların hükümdarlarına ve büyüklerine yakınlık kazanmak için sundukları hediyeler gibi yüce Rabbe sunduklarını bir bilselerdi!
Elinden gelenin en iyisini seçip gücü yettiğince onu süsleyen, güzelleştiren, sonra da kendisinden ümit beslediği ve korktuğu kimseye onunla yakınlık kazanmaya çalışan kişi; elindekilerin en değersizini (3), kendisi için en önemsiz olanını seçip ondan kurtularak rahatlayan ve onu, katında hiçbir değer bulmayacağı birine gönderen kişiyle bir değildir.
Namazın kalbine bahar olduğu, kendisine hayat ve huzur verdiği, gözünün nuru olduğu, hüznünü dağıttığı, endişe ve kederini giderdiği, musibet ve felaketlerle karşılaştığında sığındığı (4) bir sığınak olduğu kimse ile namazın kalbine azap (5), bedenine pranga, kendisine külfet ve yük olduğu kimse de bir değildir. Namaz bu ikincisine ağır gelirken, birincisi için göz nuru ve huzurdur. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Yardım isteyin