Kitāb al-Ṣalāhİbn Kayyim

Amel işleyenler, emredilen amelleri kendilerini yormadan (1), sırf yükümlülüğü yerine getirmiş olmak için yapar ve şöyle derler: “Bu amelin adını hak edecek en azını yapmak bize yeter (2). Keşke onu olsun yapabilsek!” Bu kimseler, meleklerin onların namazlarını yukarıya taşıyıp, insanların hükümdarlarına ve büyüklerine yakınlık kazanmak için sundukları hediyeler gibi yüce Rabbe sunduklarını bir bilselerdi!

Elinden gelenin en iyisini seçip gücü yettiğince onu süsleyen, güzelleştiren, sonra da kendisinden ümit beslediği ve korktuğu kimseye onunla yakınlık kazanmaya çalışan kişi; elindekilerin en değersizini (3), kendisi için en önemsiz olanını seçip ondan kurtularak rahatlayan ve onu, katında hiçbir değer bulmayacağı birine gönderen kişiyle bir değildir.

Namazın kalbine bahar olduğu, kendisine hayat ve huzur verdiği, gözünün nuru olduğu, hüznünü dağıttığı, endişe ve kederini giderdiği, musibet ve felaketlerle karşılaştığında sığındığı (4) bir sığınak olduğu kimse ile namazın kalbine azap (5), bedenine pranga, kendisine külfet ve yük olduğu kimse de bir değildir. Namaz bu ikincisine ağır gelirken, birincisi için göz nuru ve huzurdur. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Yardım isteyin

(1) Hā ve Tā nüshalarında: “al-tarwīj”. (2) Sīn nüshasında: “takfīnā” (bize yeter). (3) Sīn nüshasında: “asqāt”. Dād nüshasında: “ilā mā asqat”. (4) Hā ve Tā nüshalarında: “mudri‘an lahu”; bu iki nüshada “yalja’” (sığınır) kelimesi yoktur. (5) Tā nüshasında: “sakht”. Nüshanın kenarında şu açıklama yer alır: “Sakht, şiddetli demektir. ‘Bu, şiddetli bir sıcaklıktır’ denir. Arapların ve Arap olmayanların dilinde kullanılır.” Alıntı burada biter. Saht ise azap ve helâk demektir.
فالعاملون يعملون الأعمال المأمور بها على التَّرويح (١) تحلَّة القَسَم، ويقولون: يكفينا (٢) أدْنى ما يقع عليه الاسم، وليتنا نأتي به! ولو علم هؤلاء أنَّ الملائكة تصعد بصلاتهم؛ فتعرضها على الرَّبِّ ﷻ، بمنزلة الهدايا التي يتقرَّب بها الناس إلى ملوكهم وكبرائهم. فليس مَنْ عَمَدَ إلى أفضل ما يقدر عليه، فيزيِّنُه ويحسِّنُه ما استطاع، ثم يتقرَّب به إلى من يرجوه ويخافه= كَمَنْ يعمد إلى أسْقَط ما (٣) عنده وأهونه عليه، فيستريح منه، ويبعثه إلى مَنْ لا يقع عنده بموقع. وليس من كانت الصَّلاة ربيعًا لقلبه، وحياةً له وراحةً، وقرَّةً لعينه، وجلاءً لحزنه، وذهابًا لهمِّه وغمِّه، ومَفْزَعًا له يلجأ (٤) إليه في نوائبه ونوازله= كمن هي سَحْتٌ (٥) لقلبه، وقيدٌ لجوارحه، وتكليفٌ له، وثقلٌ عليه. فهي كبيرةٌ على هذا، وقرَّة عينٍ وراحةٌ لذلك. قال تعالى: ﴿وَاسْتَعِينُوا
(١) هـ وط: «الترويج». (٢) س: «تكفينا». (٣) س: «أسقاط». ض: «إلى ما أسقط». (٤) هـ وط: «مضرعًا له»، وليس فيهما «يلجأ». (٥) ط: «سخت». وفي هامشه: «سخت هو الشَّديد، يُقال: هذا حرٌّ سخت، يُستعمل في كلام العرب والعجم». انتهى. والسحت: العذاب والهلاك.

Şirket

  • Hakkımızda
  • Fiyatlandırma
  • Neden Çevirelim?

Destek

  • Bize ulaşın
  • Hata bildir
  • Bize destek olun
  • Bağış yap
  • Yapay Zeka Mücadele Arenası

Bizi takip edin

© 2026 Kutub. Tüm hakları saklıdır.
Şartlar ve koşullarGizlilik politikasıÇerezler