İşte onun emri budur; bu emri açıklayan uygulaması da budur. Durum, yanılıp hata eden kimsenin zannettiği gibi, onlara namazı hafif tutmalarını emredip kendisinin bu emre aykırı davranması değildir. Nitekim o —Allah’ın salâtı (1) ve selâmı üzerine olsun— imamlara, kendisi insanlara nasıl namaz kıldırıyorsa (2) öyle namaz kıldırmalarını emretmiştir.
Sahihayn’da (3) Mālik b. Huveyris şöyle demiştir:
Yaşlarımız birbirine yakın gençler olarak Resulullah’a —Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun— geldik ve yanında yirmi gece kaldık (4). Resulullah —Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun— merhametli ve yumuşak huyluydu. Ailelerimizi özlediğimizi düşündü. Ailelerimizden geride kimleri bıraktığımızı sordu; biz de kendisine söyledik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ailelerinizin yanına dönün, onların arasında kalın, onlara öğretin ve emredin. Şu namazı şu vakitte, şu namazı da şu vakitte kılsınlar (5). Namaz vakti geldiğinde içinizden biri size ezan okusun, en büyüğünüz de size imam olsun. Beni nasıl namaz kılarken gördüyseniz siz de öyle namaz kılın.” Bu lafız Buhārī’ye aittir.
Bu hitap, yalnızca imamlara mahsus olmasa da kesinlikle onlara yöneliktir. Onlara (6) kendisi gibi namaz kılmalarını emretmiş ve namazı hafif tutmalarını da emretmişse, bundan zorunlu olarak anlaşılır ki bizzat yaptığı şey, tam da (7)