mezhep mensuplarının âdetleri, ne cemaatin istek ve rızası, ne de insanlara namaz kıldıran imamların bu husustaki içtihat ve görüşleri ölçü alınabilir. Çünkü bunun sabit bir ölçüsü yoktur; bu konuda görüş ve istekler alabildiğine farklılaşır (1), namazın düzeni bozulur ve süresi insanların isteklerine bağlı hâle gelir.
Hiçbir şeriat böyle bir şey getirmez. Bilakis, bu konuda başvurulacak ve ölçü alınacak olan, namazı ümmete meşru kılan (2), onu Allah katından getiren, namazın haklarını, sınırlarını, kılınış şekillerini ve rükünlerini onlara öğreten kimsenin uygulamasıdır. Onun arkasında küçükler, büyükler, güçsüzler ve bir ihtiyacı bulunanlar (3) namaz kılardı. Medine’de ondan başka imam yoktu. Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun.
Onun —Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun— (4) yaptığı, aynı zamanda emrettiği şeydi. Çünkü bir şeyi emrettiğinde, onu yerine getirmede insanların ilki ve en önde geleni olurdu (5). Bir şeyi yasakladığında da onu terk etmeye en layık ve bu konuda en önde olan kişi kendisiydi. Bu sebeple Şuayb —Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun— (6) şöyle demiştir: “Size yasakladığım şeyleri kendim yaparak size aykırı davranmak istemiyorum.” [Hūd/88].