ve sünnetine uymak dışında? Sünnetinin bir kısmını diğer kısmıyla çatıştırmayız. Tembellik, irade zayıflığı ve kalpleri dolduran, organlara hükmeden, gözlerin namazla bulacağı huzurun (1) yerini alan dünya meşgalesi yüzünden sünnetin kolayımıza gelen kısmını alıp bize zor gelen kısmını terk etmeyiz.
Böylece ruhsat bildiren hadisler, bu kimseler için nefsânî arzularla, irade gevşekliğiyle ve samimi bir kulluk uğrunda gayret göstermekteki isteksizlikle örtüşen şüpheli birer dayanak hâline gelmiştir. Allah Teâlâ’nın hakkını da hafife almışlardır (2).
O’nun cömertliğini ve hiçbir şeye muhtaç olmayışını en büyük bahanelerinden biri hâline getirmişlerdir (3): O’nun hakkını ihmal edip zayi eder, ağırdan alarak (4), sırf yerine getirmiş olmak için eda ederler. Dillerinden şu sözleri düşürmezler: “Cömert olan, hakkını hiçbir zaman sonuna kadar istemez.” Yine şöyle derler: “Allah’ın hakkı müsamaha, kolaylık ve affa dayanır; kulların hakkı ise esirgeme, sıkı tutma ve eksiksiz talep etme esasına dayanır.”
Yaratılmışlara hizmet ederken sanki yumuşacık döşekler üzerinde, rahat bineklerdeymiş (5) gibi davranırlar. Rablerine ve kendilerini yaratana kulluk etmeye gelince ise sanki yakıcı korların üzerinde duruyorlarmış gibi olurlar. O’na güçlerinden ve zamanlarından arta kalanı (6) ayırırken, kendileri için paylarını eksiksiz alırlar.