Kitāb al-Ṣalāhİbn Kayyim

ve sünnetine uymak dışında? Sünnetinin bir kısmını diğer kısmıyla çatıştırmayız. Tembellik, irade zayıflığı ve kalpleri dolduran, organlara hükmeden, gözlerin namazla bulacağı huzurun (1) yerini alan dünya meşgalesi yüzünden sünnetin kolayımıza gelen kısmını alıp bize zor gelen kısmını terk etmeyiz.

Böylece ruhsat bildiren hadisler, bu kimseler için nefsânî arzularla, irade gevşekliğiyle ve samimi bir kulluk uğrunda gayret göstermekteki isteksizlikle örtüşen şüpheli birer dayanak hâline gelmiştir. Allah Teâlâ’nın hakkını da hafife almışlardır (2).

O’nun cömertliğini ve hiçbir şeye muhtaç olmayışını en büyük bahanelerinden biri hâline getirmişlerdir (3): O’nun hakkını ihmal edip zayi eder, ağırdan alarak (4), sırf yerine getirmiş olmak için eda ederler. Dillerinden şu sözleri düşürmezler: “Cömert olan, hakkını hiçbir zaman sonuna kadar istemez.” Yine şöyle derler: “Allah’ın hakkı müsamaha, kolaylık ve affa dayanır; kulların hakkı ise esirgeme, sıkı tutma ve eksiksiz talep etme esasına dayanır.”

Yaratılmışlara hizmet ederken sanki yumuşacık döşekler üzerinde, rahat bineklerdeymiş (5) gibi davranırlar. Rablerine ve kendilerini yaratana kulluk etmeye gelince ise sanki yakıcı korların üzerinde duruyorlarmış gibi olurlar. O’na güçlerinden ve zamanlarından arta kalanı (6) ayırırken, kendileri için paylarını eksiksiz alırlar.

(1) Sīn nüshasında: “qarrarahā”. (2) Tā’da: “wa-stahallat”. (3) Hā nüshasında: “raja‘at” (geri döndü). (4) Hā nüshasında: “bi-l-huway’ā”. (5) Tā’da: “al-hayyina” (kolay, rahat). (6) Hā ve Tā’da: “yu‘tīhi” (ona verir). Dād nüshasında: “ba‘tīhi al-fadīla”.
وسُنَّته، ولا نضرب سُنَّته بعضها ببعضٍ، ولا نأخذ منها ما سهل، ونترك منها ما شقَّ علينا؛ لكسلٍ وضعف عزيمةٍ واشتغالٍ بدنيا قد ملأت القلوب، ومَلَكَت الجوارح، وقرَّت بها العيون، بدل قُرَّتِها (١) بالصَّلاة. فصارت أحاديث الرُّخصة في حقِّها شُبْهةً صادَفَت شهوةً، وفتورًا في العزم، وقِلَّة رغبةٍ في بذل الجهد في النَّصيحة في الخدمة، واستسهلت (٢) حقَّ الله تعالى. وجعلت (٣) كرمه وغناه من أعظم شبهاتها في التَّفريط فيه، وإضاعته، وفعله بالهوينا (٤) تحلَّة القَسَم، ولهجت بقولها: ما استقصى كريمٌ حقَّه قطُّ، وبقولها: حقُّ الله مبنيٌّ على المسامحة والمساهلة والعفو، وحقُّ العباد مبنيٌّ على الشُّحِّ والضِّيق والاستقصاء. فقامت في خدمة المخلوقين؛ كأنَّها على الفرش الوثيرة، والمراكب الهنيَّة (٥)، وقامت في حقِّ خدمة ربِّها وفاطرها كأنَّها على الجمر المُحْرِق، تعطيه الفضلة (٦) من قواها وزمانها، وتستوفي لأنفسها كمال الحظِّ.
(١) س: «قررها». (٢) ط: «واستهلت». (٣) هـ: «رجعت». (٤) هـ: «بالهويئا». (٥) ط: «الهينة». (٦) هـ وط: «يعطيه». ض: «بعطيه الفضيلة».

Şirket

  • Hakkımızda
  • Fiyatlandırma
  • Neden Çevirelim?

Destek

  • Bize ulaşın
  • Hata bildir
  • Bize destek olun
  • Bağış yap
  • Yapay Zeka Mücadele Arenası

Bizi takip edin

© 2026 Kutub. Tüm hakları saklıdır.
Şartlar ve koşullarGizlilik politikasıÇerezler