Şöyle dediler: Bu hadisler, sıhhat, sayı ve açıklık bakımından namazı uzun tutmaya dair hadislerin yanında nerede kalır? Öyleyse bunların, namaz kılanların az olduğu İslâm’ın ilk dönemine ait olduğu kabul edilmelidir. Namaz kılanların sayısı artıp İslâm’ın yüceliği (1) yayılınca, namazın kısa tutulması meşru kılınmış ve emredilmiştir. Çünkü bu, ibadeti benimsemeye (2) ve sevmeye daha çok vesile olur. Böylece kişi ibadete istekle başlar, ondan yeniden ibadet etme özlemiyle çıkar (3) ve vesveseye fırsat vermeden (4) namazını tamamlar. Namaz uzadığında ise vesvese namaz kılanı etkisi altına alır; namazı uzatmanın kazandırdığı sevap, bu sebeple uğradığı sevap kaybını karşılamaz.
Şöyle dediler: Sahābenin ona duyduğu sevgi (5), arkasında namaza durmaları, Kur’an’ı indirildiği tazeliğiyle okurken onun sesini dinlemeleri (6), dine olan güçlü bağlılıkları, kalplerinin Allah’a yönelmesi ve ibadette kalplerini yalnız O’na ayırmaları göz önüne alındığında, diğer imamlar Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile nasıl kıyaslanabilir? Nitekim o, “İçinizde insanları nefret ettirip uzaklaştıranlar var” buyurmuştur. Oysa onlar, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) namazı uzun tutmasından dolayı namazdan uzaklaşmıyorlardı (7). Dolayısıyla sahābîlerin onun arkasında namaz kılarken yaşadıkları hâl