bazı fakihler bunu müstehap saymış, bu iki duruşun uzatılmasını ise mekruh görmüştür. Bu sebeple Sābit şöyle demiştir: “Enes, sizin yaptığınızı görmediğim bir şey yapardı: Rükûdan başını kaldırınca dimdik ayakta durur, bu duruşunu, bir kimsenin ‘Unuttu galiba’ diyeceği kadar uzatırdı.” Enes’in yaptığı bu uygulama, Resûlullah’ın ﷺ yaptığı uygulamanın aynısıdır. Bunu mekruh görenler olsa da Resûlullah’ın ﷺ sünneti uyulmaya daha lâyıktır ve öncelikle ona uyulmalıdır.
Berā’nın diğer rivayetteki “kıyam ve oturuş dışında” sözü, kıraat sırasındaki kıyam ve teşehhüt oturuşunun diğer rükünlerden daha uzun olduğunu açıklamaktadır.
Bir grup, onun bu sözle rükûdan doğrulduktan sonraki ayakta duruşu ve iki secde arasındaki oturuşu kastettiğini sanmıştır. İstisnanın bu ikisinin kısa tutulmasına yönelik olduğunu kabul etmiş ve buna dayanarak sünnetin bunları kısa tutmak olduğu sonucuna varmıştır. Bunlardan aşırıya gidenler (1), bu iki duruşun uzatılmasıyla namazın geçersiz olacağını ileri sürmüştür. Bu yanlıştır. Çünkü hadisin lafzı ve bağlamı bu yorumu geçersiz kılar. Resûlullah’ın ﷺ uygulaması ve ondan sabit olan namaz kılma şekli de (2) bu kimselerin zannını çürütür. Zira Berā’nın ifadesi şöyledir: “Onun rükûsu, secdesi, iki secde arasındaki oturuşu ve başını kaldırdıktan sonraki ayakta duruşu, kıyam ve oturuş dışında, süre bakımından birbirine yakındı.” Öyleyse nasıl “Rükûdan başını kaldırdıktan sonraki ayakta duruşu, rükûdan başını kaldırdıktan sonraki ayakta duruşu dışında” demiş olabilir?! Böyle bir yorum kesinlikle yanlıştır.
Peygamber’in ﷺ uygulamasına gelince, Enes’in şu hadisi daha önce geçmişti: “Onlara Peygamber’in ﷺ kıldığı gibi namaz kıldırdı. Rükûdan sonra, bir kimsenin ‘Unuttu galiba’ diyeceği kadar ayakta durur ve beklerdi