: Peygamber’in ﷺ rükûsu, secdesi, iki secde arasındaki (1) oturuşu ve rükûdan başını kaldırdıktan sonraki ayakta duruşu, kıyam ve oturuş dışında (2), süre bakımından birbirine yakındı.” Her iki ifadeyi de söyleyen Berā’dır. İlk rivayet lafzında kıraat sırasındaki kıyamı ve teşehhüt oturuşunu da buna dâhil etmiştir.
Onun kastı, bu ikisinin rükû ve secdesiyle aynı uzunlukta olması değildir. Aksi takdirde ikinci rivayet lafzıyla (3) çelişirdi. Kastedilen, bunların uzunluğunun rükû, secde, rükûdan sonraki ayakta duruş ve iki secde arasındaki oturuşun uzunluğuyla orantılı olmasıdır. Böylece birinin uzunluğu ile diğerinin kısalığı arasında belirgin bir fark ortaya çıkmaz. Oysa sünneti bilmeyen birçok kimse (4) kıyamı çok uzatıp rükû ve secdeyi kısa tutar. Teravihte de bunu sık sık yaparlar! Enes’in şu sözüyle karşı çıktığı da budur: “Hiçbir imamın arkasında, Resûlullah’ın ﷺ namazından (5) daha kısa ve daha eksiksiz bir namaz kılmadım.” Çünkü onun zamanındaki emirlerin birçoğu kıyamı çok uzatarak cemaate ağır gelir, rükû ve secdeyi, rükûdan sonraki ayakta duruşu ve iki secde arasındaki oturuşu ise kısa tutar, böylece namazı eksiksiz kılmazdı.
Enes’in Resûlullah’ın ﷺ namazını nitelerken belirttiği bu iki özellik, emirlerin uygulamalarında aykırı davrandıkları iki husustu. Bu tutum —yani rükûdan sonraki ayakta duruş ile iki secde arasındaki oturuşu kısa tutmak— ayırt edici bir uygulama hâline geldi; öyle ki