rivayet lafzında (1) ise “Oturur hâlde tam olarak doğruluncaya kadar.” (2) buyurmuştur. Demek ki sükûnet ve düzgün bir oturuş gerçekleşmedikçe, kılıç ağzı kadar kısa bir doğrulmayı yeterli görmemiştir. Dolayısıyla burada secdeden doğrulma, bu hâlde sükûnet bulma ve düzgün biçimde oturma emredilmektedir.
İmamlardan herhangi birinin gerekli gördüğü bir hususun bu hadiste zikredilmemiş olmasına dayanarak onun zorunluluğu kaldırılamaz. Nitekim Şâfiî, Fâtiha’yı okumayı, son teşehhüdü ve Peygamber’e sallallahu aleyhi ve sellem salavat getirmeyi zorunlu sayar; oysa bunlar bu hadiste zikredilmemiştir. Ebû Hanîfe, teşehhüd okuyacak kadar oturmayı ve namaza aykırı bir fiille namazdan çıkmayı zorunlu sayar; bunlar da hadiste zikredilmemiştir. Mâlik, teşehhüdü ve selâm vermeyi zorunlu sayar; bunlar da hadiste zikredilmemiştir. Ahmed ise rükû ve secdede tesbih etmeyi, “Allah, kendisine hamdedeni işitir.” ve “Rabbimiz! Hamd sanadır.” demeyi, ayrıca “Rabbim! Beni bağışla.” demeyi zorunlu sayar; bunlar da hadiste zikredilmemiştir. Şu hâlde hiç kimse, hadiste zikredilmeyen her şeyin zorunluluğunu kaldıramaz.
Şöyle denilirse: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, onun bu şekilde namaz kılmasını iki defa onaylamıştır. Namazı geçersiz olsaydı bunu onaylamazdı; çünkü o, bâtıl bir şeyi onaylamaz (3).”
Şöyle cevap verilir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona “Dön ve namaz kıl; çünkü sen namaz kılmadın.” derken, bunu onaylamış olduğu nasıl söylenebilir? Ona namaz kılmasını emretmiş (4) ve yaptığının, kendisinin meşru kıldığı namaz sayılamayacağını bildirmiştir. Bundan daha güçlü bir karşı çıkış olabilir mi!