Sünneti gereği gibi inceleyen kimse, cuma ve cemaat namazına katılmamayı caiz kılan bir mazeret bulunmadıkça, namazı mescitlerde kılmanın farz-ı ayın olduğunu açıkça görür. Mazeretsiz olarak mescide gitmemek, bir mazeret sebebiyle cemaat namazını bütünüyle terk etmek gibidir. Böylece bütün hadisler ve diğer rivayetler birbiriyle uyuşur (1).
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat edip vefat haberi Mekkelilere ulaşınca, Süheyl (2) b. Amr onlara bir konuşma yaptı. Resûlullah’ın Mekke’ye tayin ettiği yönetici Attāb b. Esīd, Mekkelilerden korktuğu için gizlenmişti. Süheyl onu ortaya çıkardı ve Mekkelilerin İslâm’a bağlı kalmalarını sağladı. Bunun ardından Attāb (3) onlara hitap ederek şöyle dedi: “Ey Mekkeliler (4)! Allah’a yemin ederim ki, içinizden birinin mescitte cemaatle namaza katılmadığı haberi bana ulaşırsa mutlaka onun boynunu vururum” (5).
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı bu davranışını takdir etti; bu da onların gözündeki itibarını artırdı.
Allah’ın huzurunda benimsediğimiz dinî hüküm şudur: Bir mazereti olmadıkça hiç kimsenin mescitte cemaat namazına katılmaması caiz değildir. Allah en doğrusunu bilir.