geçerlidir. Mazeret bulunmadığında namazın geçerli olmayacağı (1) sonucu da çıkarılabilir. Bu, İbn Akīl’in cemaati terk etme (2) konusunda tercih ettiği görüşe dayanır; çünkü kişi yasaklanan bir fiili işlemiştir. Hz. Peygamber’in, ‘Mescide komşu olan kimsenin, mescitte kılmadıkça namazı yoktur’ sözü de bunu destekler. Şöyle demiştir: Mezhepte benimsenen görüş, namazın geçerli olduğudur. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ‘Kişinin cemaatle kıldığı namaz, evinde veya çarşısında kıldığı namazdan yirmi beş (3) kat daha faziletlidir’ (4) buyurmuştur. İki hadisi bağdaştırmak için, ‘Mescide komşu olan kimsenin, mescitte kılmadıkça namazı yoktur’ sözü, namazın geçersiz olduğu değil, kemalden yoksun olduğu anlamında yorumlanır.
Yine şöyle demiştir: İlk rivayet, mezhep âlimlerimizin tercih ettiği görüştür; buna göre mescide gitmek farz değildir (5). Bana göre bu rivayet, zahirine göre anlaşılırsa, doğru olmaktan çok uzaktır. Çünkü mescitlerde namaz kılmak, dinin en büyük şiarlarından ve alametlerindendir (6). Bunun bütünüyle terk edilmesi, çok büyük kötülüklere ve namazın izlerinin silinmesine (7) yol açar; öyle ki insanların çoğunun namaz kılmaya yönelik gayretini zayıflatarak (8) onları namazı tümüyle terk etmeye sürükler. Bu sebeple Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: ‘Eğer namazlarınızı