Bu görüştekiler böyle cevap verecek olsalar, karşı görüşte olanlar, mazeretli kişinin sevabının tamamlandığı itirazını ileri sürerlerdi. Onlar da buna (1), kişinin fiilen yaptığı ibadetle yalnızca bir payı hak ettiğini söyleyerek cevap verdiler. Sevabın tamamlanması (2) ise yapılan amelden değil, niyetten dolayıdır. Kişi alışkanlık olarak namazını cemaatle kılıyorsa, fakat hastalanmış, alıkonulmuş veya yolculuğa çıkmış ve cemaatle namaz kılması mümkün olmamışsa; Allah da onun, imkân bulsaydı cemaati terk etmeyeceğini, niyetinin bu olduğunu biliyorsa, sevabı tamamlanır. Bununla birlikte, yapılan iki amel bakımından cemaatle kılınan namaz, onun kıldığı namazdan daha faziletlidir.
Dediler ki: “Bu açıklamayı kabul etmek zorunludur. Çünkü naslar, ezanı duyup ardından tek başına namaz kılanın namazının olmadığını açıkça belirtmiştir. Bu da yirmi yedi paydan bir pay alan kişinin, namazı geçerli olan mazeretli kişi olduğunu gösterir (3).”
Dediler ki: “Allah Teâlâ, amel eden (4) ve buna gücü yeten kimseyi, güç yetiremeyen kimseden üstün tutar; güç yetiremeyeni sorumlu tutmasa bile. Bu, O’nun lütfudur (5); onu dilediğine verir.”
Sahīh-i Buhārī’de (6), İmrān b. Husayn’ın şöyle dediği rivayet edilir: “Sordum