Kitāb al-Ṣalāhİbn Kayyim

Onun şu sözü ise bunu daha da güçlü biçimde ifade eder: “Namazından sana düşen, yalnızca ne yaptığının farkında olarak kıldığın kısmıdır.” (1) Kişi namazının yalnızca bir bölümünde ne yaptığının farkındaysa, namaz borcu üzerinden kalkmış olsa bile ancak o bölüm ölçüsünde sevap kazanır. Tek başına namaz kılan da böyledir: Namaz borcu üzerinden kalksa bile sevaptan yalnızca bir pay alır (2).

Fakihler böyle bir namazı terim olarak namaz diye adlandırmış olsalar da (3), şeriat koyucu onu sahih diye nitelemez. Çünkü tam anlamıyla sahih olan, beklenen sonucu doğuran ve amaçlananı gerçekleştiren şeydir. Oysa bu namazın doğurması gereken sonuçların çoğu gerçekleşmemiş, amaçlarının büyük kısmına ulaşılamamıştır. Bu yüzden sahih olmaktan son derece uzaktır. En iyi durumda kişiyi cezadan kurtarır (4); bir miktar sevap kazandırsa bile bu, yalnızca bir paydır. Bu da ancak (5) cemaatle kılmayı namazın sahih olmasının şartı saymayanların görüşüne göredir.

Cemaatle kılmayı, onsuz namazın sahih olmayacağı bir şart sayanların cevabı ise şöyledir: Fazilet karşılaştırması ancak iki sahih namaz arasında yapılır. Kişinin tek başına kıldığı namaz ise ancak bir mazereti varsa sahih olur. Mazereti yoksa, sahâbenin de söylediği gibi, onun namazı yoktur. Allah onlardan razı olsun.

(1) Bu rivayete rastlamadım. Birden fazla kişi bu sözü İbn Abbas’a, onun kendi sözü olarak (mevkuf) nispet etmiştir. (2) “min al-salāh .. al-dhimma” ibaresi Dād nüshasında yoktur. (3) Sīn nüshasında: “sahīha” (sahih). (4) Sīn nüshasında: “tartafi‘u ‘anhu” (ondan kalkar); “al-‘iqāb” (ceza) kelimesi bu nüshada yoktur. (5) “illā” (ancak) kelimesi Dād ve Sīn nüshalarında yoktur.
وأبلغ من هذا قوله: «ليس لك من صلاتك إلَّا ما عَقَلت منها» (١)، فإذا لم يَعْقِل في صلاته إلَّا في جزءٍ واحد كان له من الأجر بقدر ذلك الجزء، وإنْ برِئَت ذِمَّتُه من الصلاة. فهكذا المصلِّي وحده، له جزءٌ واحدٌ من الأجر، وإنْ برِئَت الذِّمَّة (٢). ومثل هذه الصَّلاة لا يُسمِّيها الشَّارع صحيحةً، وإنْ اصْطَلح الفقهاء على تسميتها صلاةً (٣)؛ فإنَّ الصَّحيح المطلق ما ترتَّبَ عليه أثره، وحصل به مقصوده. وهذه قد فات معظم أثرها، ولم يحصل منها جُلُّ مقصودها، فهي أبعد شيء من الصِّحَّة، وأحسن أحوالها أنْ تَرْفَع عنه العقاب (٤)، وإنْ حصَّلَت شيئًا من الثواب فهو جزءٌ. وما هذا إلَّا (٥) على قول من لا يجعلها شرطًا للصِّحَّة. وأمَّا مَن جعلها شرطًا لا تصحُّ بدونه فجوابه: أنَّ التفضيل إنَّما هو بين صلاتين صحِيْحَتَين. وصلاة الرَّجل وحده إنَّما تكون صحيحةً للعُذْر، وأمَّا بدون العذر فلا صلاة له، كما قال الصَّحابة ﵃.
(١) لم أقف عليه، وقد عزاه إلى ابن عبَّاسٍ موقوفًا عليه من كلامه غير واحدٍ. (٢) «من الصلاة .. الذِّمَّة» سقطت من ض. (٣) س: «صحيحة». (٤) س: «ترتفع عنه»، وليس فيه: «العقاب». (٥) «إلا» سقطت من ض وس.

Şirket

  • Hakkımızda
  • Fiyatlandırma
  • Neden Çevirelim?

Destek

  • Bize ulaşın
  • Hata bildir
  • Bize destek olun
  • Bağış yap
  • Yapay Zeka Mücadele Arenası

Bizi takip edin

© 2026 Kutub. Tüm hakları saklıdır.
Şartlar ve koşullarGizlilik politikasıÇerezler