Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun sahih, açık anlamlı sünneti vardır; bu sünneti kim terk etmiş olursa olsun. Bir kimsenin sünnetlerden haberdar olmaması yahut bir tür tevil sebebiyle onları terk etmesi, başkasının da onları terk etmesini meşru kılmaz. Bu sünneti terk edenin davranışı, nasıl olur da sünnetin önüne geçirilir (1)?
Üstelik (2), tâbiînin büyüklerinden bir topluluk da bu sünnet doğrultusunda görüş bildirmiştir. Said b. Cübeyr, Tāvūs ve İbrahim en-Nehaī bunlardandır. Onlardan sonraki âlimlerden Hakem, Hammād, İbn Ebī Leylā, Hasan b. Sālih (3) ve Vekī‘ (4) de aynı görüştedir. Evzāī de bu görüşü benimsemiştir —Tahāvī onun bu görüşünü nakletmiştir—. İshak b. Rāhūye, İmam Ahmed, Ebū Bekir İbnü’l-Münzir ve Muhammed b. İshak İbn Huzeyme de bu görüştedir (5).
Bu görüşü benimseyenler ve bu sünnet ortadayken bunun neresi şazdır!
Kadının namazdaki duruş yerini karşı delil olarak ileri sürmenize gelince, bu, itirazların en geçersizlerindendir. Çünkü bu, kadın için meşru kılınmış duruş yeridir (6). Hatta erkeklerin safında dursa, bozardı