evi uzak olan ve kılavuzu kendisine gerektiği gibi yardımcı olmayan bir âmâya, kulun cemaatten geri kalmasına ruhsat bulunmadığını bildirmişse? Kul, tek başına veya cemaatle namaz kılmak arasında serbest bırakılmış olsaydı, bu serbestliğe en layık kimse böyle bir âmâ olurdu.”
Ebū Bekir İbnü’l-Münzir (1) şöyle demiştir:
“Evleri mescitten uzak olsa bile âmâların cemaate katılmasının [zorunlu oluşu (2)] hakkında. Bu da cemaate katılmanın farz (3) olduğunu, müstehap olmadığını gösterir. Âmâ olan İbn Ümmü Mektūm’a (4) ‘Sana bir ruhsat bulamıyorum’ buyurmuşsa, gören kimseye ruhsat tanınmaması (5) öncelikle gerekir” (6).
Altıncı delil: Ebū Dāvūd’un (7) ve Ebū Hātim İbn Hibbān’ın “Sahīh”inde (8) İbn Abbas’tan rivayet ettikleri şu hadistir. İbn Abbas şöyle demiştir: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ezanı duyan kimse
(1) al-Awsat (4/132–134).
(2) “Ījāb” (zorunlu kılma) kelimesi hiçbir nüshada yoktur. Bağlamda zikredilmesi gerektiğinden al-Awsat’tan eklenmiştir.
(3) “Manāzilahum … fard” (evleri … farzdır) ibaresi Hā nüshasında yoktur.
(4) Dād nüshasında: “li-bni Maktūm” (İbn Mektūm’a).
(5) Dād, Hā ve Tā nüshalarında: “yakūn” (olur).
(6) Dād nüshasının kenarında burada şu not vardır: “Derim ki: İbn Ümmü Mektūm’un ‘Benim için bir ruhsat bulabilir misin?’ sözü, Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem onlara cemaate katılmayı zorunlu kıldığının ve bu âmâ dışında ashabından hiç kimsenin cemaatten geri kalmak için kendisinden izin istemediğinin kesin delilidir. Ardından bu âmâ, kendisine yol gösterecek kimsenin bulunmadığını mazeret olarak ileri sürmüştür. Bu, en açık delildir. Bunu, bu notu yazan kişi söylemiştir.”
(7) Hadis no. 551.
(8) Hadis no. 2064.