Beşinci delil: Müslim’in Sahīh’inde (1) rivayet edildiğine göre, âmâ bir adam: “Ey Allah’ın Resulü! Beni mescide götürecek bir kılavuzum yok” diyerek Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden kendisine ruhsat vermesini istedi. O da kendisine ruhsat verdi (2). Adam dönüp giderken onu çağırıp: “Ezanı duyuyor musun?” diye sordu. Adam: “Evet” dedi. Bunun üzerine: “Öyleyse çağrıya icabet et” buyurdu. Bu adam, İbn Ümmü Mektūm’dur. Adı hakkında ihtilaf edilmiş; Abdullah olduğu da Amr olduğu da söylenmiştir.
İmam Ahmed’in Müsned’inde (3) ve Ebū Dāvūd’un Sünen’inde (4), Amr b. Ümmü Mektūm’dan şöyle rivayet edilmiştir:
“Ey Allah’ın Resulü! (5) Ben âmâyım, evim uzakta ve bana gerektiği gibi yardımcı olmayan bir kılavuzum var. Evimde namaz kılmam için bana bir ruhsat bulabilir misiniz?” dedim. “Ezanı duyuyor musun (6)?” diye sordu. “Evet” dedim. “Sana bir ruhsat bulamıyorum” buyurdu.
Cemaatle namazın vacip olmadığını savunanlar şöyle dediler: “Bu, vaciplik bildiren değil, müstehaplık bildiren bir emirdir. ‘Sana bir ruhsat bulamıyorum’ sözü ise ‘Cemaatle namazın faziletini elde etmek istiyorsan’ anlamındadır.” Ayrıca bunun neshedildiğini söylediler.
Vacip olduğunu savunanlar ise şöyle dediler: “Herhangi bir kayıtla sınırlandırılmamış emir, vaciplik bildirir. Peki ya hüküm sahibi açıkça