Fiilen çarpışmaya girildiğinde ise bu mümkün değildir (1).
Dolayısıyla namazın geciktirilmesi, fiilen çarpışmayla meşgul olunurken gerçekleşmiştir. Korku namazı ise düşmanla karşı karşıya bulunulduğu, fakat henüz fiilen çarpışmaya girilmediği durum için meşru kılınmıştır. Şu hâlde bunların her birinin uygulanacağı ayrı bir durum vardır.
Bu görüşün gücü (2), gördüğünüz gibidir.
Üçüncü bir grup ise şöyle demiştir: Kişi, namazı geciktirmeden içinde bulunduğu hâle göre kılmakla, onu kılabilecek duruma gelinceye kadar geciktirmek arasında serbesttir. Bu, Şamlı âlimlerden bir grubun benimsediği görüştür (3). İmam Ahmed’den nakledilen iki rivayetten biri de bu yöndedir (4).
Çünkü sahâbîler, Benî Kurayza hadisesinde her iki şekilde de davranmışlardır (5). İnşallah bunu ileride zikredeceğiz (6).
Bu üç görüşün hiçbirinde, isyan eden, ihmalkâr davranan, haddi aşan, Allah’ın cezasına müstahak olan ve namazı vaktinde kılmamanın günahını yüklenen kimse için bu hususta herhangi bir delil yoktur. Başarıya ulaştıran Allah’tır.