Bunu Dārakutnī rivayet etmiştir (1).
Biz de ödenmesi mümkün olan böyle bir borç hakkında, “Allah’a olan borç, ödenmeye daha layıktır” diyoruz. Bu hadislerde sözü edilen kaza, başlangıcı ve bitişi belirlenmiş bir vakte bağlı ibadetin kazası değildir.
Kişi ise şımarıklık ve azgınlıkla bu ibadetin vaktini geçirerek yüce Allah’a (2) açıkça karşı gelmiştir. Bu borcun sahibi, onun ancak kendisinin meşru kıldığı biçimde ödenmesini geçerli sayar ve kabul eder. Bu yüzden kişi onu başka bir biçimde kaza etse, kendisine fayda sağlamaz.
Bölüm
“Uyuyan ve namazı unutan kimseler, mazeretli oldukları hâlde namazı vakti çıktıktan sonra kaza ediyorlarsa, onu kasten terk edenin kaza etmesi daha da önceliklidir” sözünüze gelince, buna birkaç yönden cevap verilebilir:
Birincisi: Bu delile, ondan daha sağlam (3) veya ona denk bir karşı delille cevap vermektir. Şöyle denir: Mazeretli olan, Allah’a ve Resûlü’ne itaat eden ve kendisine emredileni yerine getirmekte ihmali bulunmayan kimsenin vakit çıktıktan sonra namazı kaza etmesinin sahih olması ve kendisinden kabul edilmesi; Allah’ın sınırlarını aşan, emrini yerine getirmeyen, O’nun hakkını kasten ve haddi aşarak terk eden kimsenin kazasının da sahih olmasını ve kendisinden kabul edilmesini gerektirmez. Dolayısıyla kıyas