Her hâlükârda, namazı ve orucu kasten ve haddi aşarak terk eden kimseyi yolcuyla aynı hükme tâbi tutmak, en yanlış hüküm ilişkilendirmelerinden ve en geçersiz kıyaslardan biridir. Bu, hiçbir âlime gizli kalmayacak kadar açıktır.
Şu sözünüze gelince: “Ramazan ayında kasten —şımarıklık ve taşkınlık yüzünden— oruç tutmayan, sonra da bundan tövbe eden kimsenin bu orucu kaza etmesi gerektiği hususunda ümmet icmâ etmiş ve herkes bunu nakletmiştir.”
Size şöyle denir: Resûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem ashabından veya onlardan sonra gelenlerden bunu açıkça ifade etmiş on kişi gösterin! Bunu asla yapamayacaksınız!
İmam Ahmed, İmam Şâfiî ve diğer imamlar bu tür icmâ iddialarını reddetmişlerdir. Çünkü bunların vardığı nokta, ihtilafın bulunduğunu bilmemektir; ihtilafın bulunmadığını bilmek değil. Resûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem getirdiği zaruri bilgiyle bilinen hususlar dışında, ihtilafın bulunmadığını bilmenin bir yolu yoktur.
Şer‘î delillerin ortaya koyduğu hükme gelince, hiç kimse, o hükmü benimseyen birini bilmiyor diye onu reddedemez. Çünkü delilin gösterdiği hükme uymak gerekir (1). O hükmü benimseyen birini bilmemek, hiçbir şekilde delile karşı bir itiraz gerekçesi sayılamaz (2).
İşte kendilerine uyulan bütün imamların (3) yöntemi budur.