Bilakis bizim görüşümüz ve görüşlerini naklettiğimiz sahâbe ile tâbiînin görüşü, namazı geciktiren ve vaktini geçiren kimse hakkında sizinkinden daha ağırdır. Çünkü onun cezalandırılması kesinleşmiş; işleyeceği bir tövbe ve yeniden başlayacağı ameller dışında telafi etmesine (1) imkân bulunmayan bir günah yüklenmiştir.
Biz, reddetmenize imkân bulunmayan deliller sunduk. Eğer bunları reddetmenin bir yolunu bulursanız, ilim nerede ve kimde olursa olsun başımızın üstünde yeri vardır. Maksadımız yalnızca Allah’a ve Resûlü’ne itaat etmek ve Resûlü’nün getirdiklerini bilmektir.
Şimdi sözlerinizin kabul edilebilir ve reddedilmesi gereken yönlerini açıklayacağız.
Şu sözünüze gelince: ‘İbn Abbas’ın güneş doğduktan sonra kıldığı o namaza sevinmesinin sebebi, bu namazın, Resûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem, kendisinden öğrendiklerini ümmetinin diğer fertlerine aktaracak olan ashâbına şu hususu bildirmesine vesile olmasıdır: Namazın vakti belirlenmiş olsa da Allah’ın kullarından istediği, onu vaktinde kılmayan kimsenin, ister unutmuş, ister uyumuş, isterse kasten terk etmiş olsun, ne zaman olursa olsun onu kaza etmesidir.’ İbn Abbas’ın bunu kastettiği iddianız, sizin salt zannınızdan ibarettir!
Onun sözlerinin buna hiçbir şekilde delâlet etmediği (2), hatta bunu ima dahi etmediği açıktır. Belki de İbn Abbas bu namaza böylesine sevinmiştir; çünkü onu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashâbıyla birlikte kılmış, onların yaptığını yapmış ve kendisi de elde etmişti