Kitāb al-Ṣalāhİbn Kayyim

ve halef âlimlerinin topluluğundan da ayrılmış, bütün fakih gruplarına muhalefet etmiş ve onlardan ayrılarak aykırı görüşler benimsemiştir. İlimde aykırı görüşlere tutunan kimse, ilimde imam olamaz (1).

Bilmezlikten gelerek yahut bilgisizliğinden dolayı, kitabında (2) sahabe ve tâbiînden kendisini önceleyen kimseler bulunduğu izlenimini vermiştir. Nitekim “Namazı zayi ettiler” [Meryem/59] sözü hakkında İbn Mesud, Mesrūk ve Ömer b. Abdülaziz’den şu açıklamayı nakletmiştir: “Bununla, namazın vakitlerini kaçırmaları kastedilmektedir. Namazı terk etmiş olsalardı, onu terk etmeleri sebebiyle kâfir olurlardı” (3). Oysa kendisi, namazı kasten terk edip kılmayı reddeden kimsenin tekfir edilmesi gerektiğini söylemez (4); namazın farz olduğunu kabul ediyorsa onun öldürülmesine de hükmetmez. Böylece onlara muhalefet etmişken onları nasıl delil gösterebilir!

Kaldı ki namazı kaza eden kimsenin, onu zayi etmekten tevbe etmiş olduğu bilinmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ben, tevbe eden, iman eden, salih amel işleyen, sonra da doğru yolda devam eden kimseyi çok bağışlarım.” [Taha/82].

Namazı zayi eden kimsenin tevbesi, onu kılmadıkça sahih olmaz (5). Nitekim bir insana olan borçtan dolayı yapılan tevbe de ancak o borcun ödenmesiyle sahih olur. İhmal ettiği bir namazı kaza eden kimse, tevbe etmiş ve amel işlemiş

(1) Bu ifade, İbn Mehdī’den nakledilen bir sözün parçasıdır. İbn Abdülber, Cāmi‘ bayān al-‘ilm’de (2/820) ve başkaları bu sözü ona isnad ederek nakletmiştir. (2) Bk. İbn Hazm, el-Muhallā (2/240–241). Ancak burada Mesrūk hakkında herhangi bir bilgi yoktur. (3) İbn Mesud’dan gelen rivayeti tam da bu ayetin tefsirinde görmedim. Kendisine, “Allah Kur’an’da namazı sıkça zikrediyor: ‘Onlar namazlarından gafildirler’, ‘Namazlarına devam ederler’ ve ‘Namazlarını korurlar’” denilmiş; o da yukarıda aktarılan açıklamaya benzer bir şey söylemiştir. Bu rivayeti İbn Cerīr (15/569), Taberānī, el-Kebīr’de (9/190), İbn Ebū Shayba (3229) ve başkaları, farklı tariklerle İbn Mesud’dan (Allah ondan razı olsun) nakletmiştir. (4) “Tekfir edilmesi” ibaresi ض nüshasında yoktur. (5) س: “Ve sahih olmaz”.
والخلف، وخالف جميع فرق الفقهاء، وشذَّ عنهم. ولا يكون إمامًا في العلم من أخذ بالشَّاذِّ من العلم (١). وقد أوْهَمَ في كتابه (٢) أنَّ له سلفًا من الصحابة والتابعين، تجاهلًا منه أوجهلًا. فذكر عن ابن مسعود، ومسروق، وعمر بن عبد العزيز في قوله: ﴿أَضَاعُوا الصَّلَاةَ﴾ [مريم/٥٩]: "أنَّ ذلك عن مواقيتها، ولو تركوها لكانوا بتركها كفَّارًا" (٣). وهو لا يقول بتكفير (٤) تارك الصَّلاة عمدًا إذا أبى إقامتها، ولا يقتله إذا كان مقرًّا بها؛ فقد خالفهم فكيف يحتجُّ بهم! على أنَّه معلومٌ أنَّ من قضى الصلاة فقد تاب من تضييعها، قال تعالى: ﴿وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى﴾ [طه/٨٢]. ولا تصحُّ (٥) لمضيِّع الصَّلاة توبةٌ إلَّا بأدائها، كما لا تصحُّ التَّوبة من دَيْن الآدمي إلَّا بأدائه. ومن قضى صلاةً فرَّط فيها فقد تاب وعمل
(١) هذه العبارة طرفٌ من قولٍ مأثورٍ عن ابن مهديٍّ، أسنده إليه ابن عبد البر في جامع بيان العلم (٢/ ٨٢٠) وغيره. (٢) يُنْظَر: المحلَّى لابن حزم (٢/ ٢٤٠ - ٢٤١) ولكن ليس فيه شيءٌ عن مسروق. (٣) أثر ابن مسعودٍ لم أره في تفسير هذه الآية عينها. بل قيل له: إنَّ الله يكثر ذكر الصلاة في القرآن، ﴿الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ﴾ و ﴿عَلَى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ﴾ و ﴿عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ﴾ فذكر نحو ماذكر. أخرجه ابن جرير (١٥/ ٥٦٩)، والطبراني في الكبير (٩/ ١٩٠)، وابن أبي شيبة (٣٢٢٩)، وغيرهم، من طرقٍ عن ابن مسعود ﵁ به. (٤) "بتكفير" سقطت من ض. (٥) س: "ولا يصح".

Şirket

  • Hakkımızda
  • Fiyatlandırma
  • Neden Çevirelim?

Destek

  • Bize ulaşın
  • Hata bildir
  • Bize destek olun
  • Bağış yap
  • Yapay Zeka Mücadele Arenası

Bizi takip edin

© 2026 Kutub. Tüm hakları saklıdır.
Şartlar ve koşullarGizlilik politikasıÇerezler