ve halef âlimlerinin topluluğundan da ayrılmış, bütün fakih gruplarına muhalefet etmiş ve onlardan ayrılarak aykırı görüşler benimsemiştir. İlimde aykırı görüşlere tutunan kimse, ilimde imam olamaz (1).
Bilmezlikten gelerek yahut bilgisizliğinden dolayı, kitabında (2) sahabe ve tâbiînden kendisini önceleyen kimseler bulunduğu izlenimini vermiştir. Nitekim “Namazı zayi ettiler” [Meryem/59] sözü hakkında İbn Mesud, Mesrūk ve Ömer b. Abdülaziz’den şu açıklamayı nakletmiştir: “Bununla, namazın vakitlerini kaçırmaları kastedilmektedir. Namazı terk etmiş olsalardı, onu terk etmeleri sebebiyle kâfir olurlardı” (3). Oysa kendisi, namazı kasten terk edip kılmayı reddeden kimsenin tekfir edilmesi gerektiğini söylemez (4); namazın farz olduğunu kabul ediyorsa onun öldürülmesine de hükmetmez. Böylece onlara muhalefet etmişken onları nasıl delil gösterebilir!
Kaldı ki namazı kaza eden kimsenin, onu zayi etmekten tevbe etmiş olduğu bilinmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ben, tevbe eden, iman eden, salih amel işleyen, sonra da doğru yolda devam eden kimseyi çok bağışlarım.” [Taha/82].
Namazı zayi eden kimsenin tevbesi, onu kılmadıkça sahih olmaz (5). Nitekim bir insana olan borçtan dolayı yapılan tevbe de ancak o borcun ödenmesiyle sahih olur. İhmal ettiği bir namazı kaza eden kimse, tevbe etmiş ve amel işlemiş