yalnızca îmâ ile kılabilecek durumda olsalar bile, binekleri üzerinde kıbleden başka bir yöne dönerek namazlarını vaktinde kılarlar (1).
Eğer namazları vakti dışında kabul edilip sahih olsaydı, güvenliğe kavuşacakları ve namazı kılabilecekleri bir zamana ertelemeleri de caiz olurdu (2). Bu da gösteriyor ki Allah yolunda ve O’nun düşmanlarıyla cihad ederken karşılaştıkları bu mazerete rağmen, vakti çıktıktan sonra kıldıkları namaz sahih (3) ve caiz olmaz; kendilerinden kabul de edilmez.
Öyleyse hiçbir mazereti bulunmayan, sağlıklı ve mukim bir kimsenin namazı nasıl kabul edilir ve sahih olur? Üstelik bu kimse, Allah’a çağıran müezzinin sesini açıkça duyduğu hâlde namazı vakti çıkıncaya kadar terk edip sonra vakti dışında kılmaktadır!
Aynı şekilde hastaya da (4) namazı vaktinden sonraya erteleme izni verilmemiştir. Aksine, ayakta durmaya, rükû ve secde etmeye gücü yetmediğinde, bunları yapmaksızın yan tarafına uzanarak namaz kılması emredilmiştir. Eğer vakti dışında kıldığı namaz kabul edilip sahih olsaydı (5), onu sağlığına kavuşacağı zamana ertelemesi de caiz olurdu.
Öyleyse bize söyleyin: Hangi ayet, sünnet yahut sahâbîden nakledilen rivayet şunu bildirmiştir: Namazı, Allah’ın kılınmasını emrettiği vaktinden kasten sonraya erteleyip vaktini geçiren (6) kimsenin namazını Allah vakti çıktıktan sonra kabul eder; kıldığı namaz sahih olur, namaz borcundan kurtulur ve kendisine bu namaz karşılığında, eda eden kimseye verilen sevap kadar sevap verilir