bu şart ve vacipler olmaksızın vaktinde kılınmış hâliyle Allah’ın meşru kıldığı ve farz kıldığı namazdır. Bu şart ve vaciplerin tamamını yerine getirse bile namazı vakti çıktıktan sonra kılması caiz değildir. Böylece Allah ve Resûlü katında vakti gözetmenin bütün vaciplerden önce geldiği anlaşılmış olur.
Bu iki seçenekten yalnızca biri mümkün olduğunda, namazı bu şart ve vacipler olmaksızın vaktinde kılması gerekir. Eğer vakti çıktıktan sonra namazı telafi etmesi mümkün olsaydı, bütün şart ve vacipleri yerine getirerek vakit çıktıktan sonra kıldığı namaz, bunlar olmaksızın vaktinde kıldığı namazdan daha hayırlı ve Allah’a daha sevimli olurdu. Oysa bunun yanlış olduğu nas ve icmâ ile sabittir.
Dediler ki (1): Ayrıca Allah Sübhânehû, namazın vaktini geçiren kimseyi, namazı terk eden kimseye yönelik tehdidin aynısıyla tehdit etmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Yazıklar olsun o namaz kılanlara! (4) Onlar namazlarından gafildirler.” [Mâûn/4 - 5]. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı, namazdan gafil olmayı, onu vakti çıktıktan sonraya ertelemek şeklinde açıklamıştır. Nitekim Sa‘d b. Ebī Vakkās’tan bu açıklama sabit olmuştur. Bu konuda Hz. Peygamber’e nispet edilen bir hadis de vardır (2).
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Onlardan sonra namazı zayi eden ve arzularına uyan bir nesil geldi. Onlar azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.” [Meryem/59]. Sahâbe ve tâbiîn, namazı zayi etmeyi onun vaktini geçirmek şeklinde açıklamıştır (3).