namaza yetişmiş sayılırdı; ister bir rekâtına, ister bir rekâttan daha azına yetişmiş olsun, ister hiçbir kısmına yetişmemiş olsun.
Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir rekâta yetişen kimsenin (1) namazının hiçbir günah söz konusu olmaksızın sahih olduğunu kastetmemiştir. Zira namazı, tamamını kılmaya yetecek vakit kalmayıncaya kadar ertelemenin caiz olmadığı hususunda ümmet arasında ihtilaf yoktur. Onun namaza yetişmekle kastettiği, namazın sahih olması ve namaz borcunu düşürmesidir. Oysa size göre kişi, namazın yalnızca bir tekbirlik kısmına yetişse veya hiçbir kısmına yetişmese bile namazı sahih olur ve namaz borcunu düşürür. Bu durumda size göre hadisin hiçbir anlamı kalmaz!
Dediler ki: Allah Sübhânehû, her namaz için başlangıcı ve sonu belirli bir vakit tayin etmiş (2); namazın vakti girmeden önce veya çıktıktan sonra kılınmasına izin vermemiştir. Vaktinden önce veya sonra kılınan namaz, dinen belirlenenden farklı bir fiildir.
Eğer vakit, namazın sahih olmasının şartı olmasaydı, vaktinden önce kılınmasıyla sonra kılınması arasında sahihlik bakımından hiçbir fark bulunmazdı. Çünkü her iki namaz da kendi vakti dışında kılınmıştır. Öyleyse vaktini geçirerek ihmalkârlık edenin namazı nasıl kabul edilir de vaktinden önce kılarak ihmalkârlık edenin namazı kabul edilmez?
Dediler ki: Namazı vaktinde kılmak her durumda vaciptir. Hatta vakti gözetmek için namazın bütün vacipleri ve şartları terk edilir. Dolayısıyla kişi vakit içinde abdest almaktan, kıbleye yönelmekten, elbise ve beden temizliğini sağlamaktan, avret yerlerini örtmekten, Fâtiha okumaktan veya namazı ayakta kılmaktan âciz kalır, buna karşılık vakit çıktıktan sonra bunları yerine getirerek namaz kılması mümkün olursa, onun namazı