onu kaza etmesidir. Ancak kaza etmek, namazın vaktini geçirmenin günahını (1) ortadan kaldırmaz. Allah kendisini affetmedikçe cezayı hak eder.
Selef ve haleften bir topluluk (2) ise şöyle demiştir: Namazı geciktirmesine izin veren bir mazereti olmaksızın onu kasten vaktinden sonraya bırakan kişinin artık o namazı telafi etmesinin hiçbir yolu yoktur. Onu hiçbir zaman kaza edemez ve o namaz kendisinden kabul edilmez (3).
Samimi bir tövbenin ona fayda sağlayacağında aralarında ihtilaf yoktur. Ancak tövbesinin tamamlanması için kasten terk ettiği bu namazları kaza etmesi gerekli olup bunları kaza etmeden tövbesi geçerli olmaz mı? Yoksa tövbenin geçerliliği kazaya bağlı değil midir? Bu durumda kişi, geçmişte kaçırdıklarını artık telafi edemeyeceğinden, bundan böyle namazlarını düzenli kılar ve çokça nafile namaz kılar. İhtilafın konusu budur.
Şimdi her iki tarafın delillerini zikredeceğiz.
Kazayı vacip görenler şöyle demiştir: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, mazeretli olup ihmal göstermemiş olmalarına rağmen uyuyana ve unutana namazı kaza etmelerini emrettiğine göre, ihmal gösterip günah işleyen kişiye kazanın vacip olması daha evlâ ve daha uygundur.
Şöyle dediler (4): Namaz ancak vaktinde kılındığında sahih olsaydı, fayda sağlamazdı (5)