ve düşmanla savaşmakla meşgulken namaz vakti giren kimsenin durumu ve diğer meseleler.
-
Müellifin ele aldığı ve üzerinde uzun uzadıya durduğu en önemli meselelerden biri, iman meselesini açıklığa kavuşturması ve bunun namazı bütünüyle terk edenin hükmüyle ilişkisidir. Müellif —Allah ona rahmet etsin— şöyle açıklamıştır: “Bu meselede doğruyu bilmek, iman ve küfrün hakikatini bilmeye bağlıdır.”
-
Bu konudaki açıklamaları şöyle özetlenebilir:
1 - Doğruluğa inanma mevcut olsa bile kalbin ameli ortadan kalktığında imanın da ortadan kalkacağı konusunda Ehl-i Sünnet'in icmasını nakletmiştir. Kulun herhangi bir itaati yerine getirmesini veya bir günahı terk etmesini gerektirmeyen kesin bir imanın onun kalbinde bulunmasının kesinlikle imkânsız olduğunu açıklamıştır.
Uzuvların itaat etmemesi, kalbin de itaat etmemesini gerektirir; kalbin boyun eğmesi ise uzuvların da boyun eğmesini gerektirir.
İman, yalnızca haber verenin doğru söylediğine inanmaktan ibaret bir tasdik değildir. Tasdik ancak iki hususla tamamlanır: Doğruluğa inanmak ve kalbin sevip boyun eğmesi. Buna göre namazın farz olduğunu, kılınması karşılığında mükâfat vaat edildiğini ve terk edilmesi karşılığında azapla tehdit edildiğini kesin olarak tasdik etmekle birlikte namazı terk etmeyi sürdürmek mümkün değildir.