Bu görüşün özeti şudur: Namazı terk eden, onun sevabından mahrum kalır. Oysa hadisin lafzı ve anlamı böyle bir yoruma elvermez; daha önce gerçekleşmiş ve yapılmış bir amelin boşa çıktığını ifade eder (1). Amelin boşa çıkmasının hem dildeki hem de şeriattaki gerçek anlamı budur. Herhangi bir amelin sevabını kaçıran kimse için “Ameli boşa çıktı” denilmez; yalnızca “O amelin sevabını kaçırdı” denilir.
Bir grup ise şöyle demiştir: Kişinin bütün amelleri değil, yalnızca o günkü amelleri boşa çıkar (2). Anlaşılan, tek bir namazın terk edilmesiyle geçmişteki bütün amellerin boşa çıkmasını kabul etmekte zorlanmışlardır. Onlara göre namazı terk etmek, amelleri boşa çıkaran (3) bir dinden çıkış değildir. Ancak onların sorun olarak gördükleri bu husus, o günkü amellerin boşa çıkması konusunda da aynen karşılarına çıkar.
Hadisten anlaşılan —Resûlünün neyi kastettiğini en iyi Allah bilir— namazı terk etmenin iki türlü olduğudur:
Birincisi, namazı bütünüyle terk etmek, yani hiç kılmamaktır. Bu, bütün amelleri boşa çıkarır. İkincisi ise belirli bir günde namazı terk etmektir. Bu da o günkü amelleri boşa çıkarır. Dolayısıyla bütün amellerin boşa çıkması, namazın bütünüyle terk edilmesine; belirli amellerin boşa çıkması ise belirli bir namazın terk edilmesine karşılıktır.
“Dinden çıkma söz konusu olmadan ameller nasıl boşa çıkar?” diye sorulursa şöyle cevap verilir: Evet; Kur’an, sünnet ve sahâbeden nakledilen rivayetler, kötülüklerin iyilikleri boşa çıkardığını (4) göstermektedir; tıpkı