Maksat şudur: Namazı terk eden kimseden iman vasfının (1) kaldırılması, büyük günah işleyen kimseden kaldırılmasına göre daha yerindedir. Yine ondan İslâm vasfının (2) kaldırılması, Müslümanların dilinden ve elinden zarar gördüğü kimseden kaldırılmasına göre daha yerindedir. Dolayısıyla namazı terk eden kimseye, kendisinde İslâm ve imanın şubelerinden biri bulunsa bile, Müslüman veya mümin denilmez.
Geriye (3) şu soru kalır: Kendisinde bulunan iman, cehennemde ebedî kalmaktan kurtulmasına fayda sağlar mı? Buna şöyle cevap verilir: Terk ettiği husus, geriye kalanın sahih ve muteber olması için şart değilse fayda sağlar. Fakat terk ettiği husus, geriye kalanın muteber olması için şart ise (4) fayda sağlamaz. Bu sebeple Allah’a, O’nun birliğine ve O’ndan başka ilâh olmadığına iman etmek, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin peygamberliğini inkâr eden kimseye fayda sağlamaz (5). Kasten abdestsiz namaz kılan kimseye (6) de namazı fayda sağlamaz.
İmanın bazı şubeleri birbirine, şarta bağlı olanın kendi şartına bağlı olması gibi bağlı olabilir; bazen de böyle olmayabilir. Bu durumda incelenmesi gereken husus şudur: Namaz, imanın sahih olması için şart mıdır? Meselenin püf noktası budur.