fıkıh ve tıbbın bazı meselelerini bilmesi (1) de onun fakih veya hekim diye adlandırılmasını gerektirmez.
Bu durum, imanın bir şubesine iman, nifakın bir şubesine nifak, küfrün bir şubesine de küfür denilmesine (2) engel değildir. Kişiye bu fiil de nispet edilebilir (3). Nitekim şu sözlerde böyledir: “Namazı terk eden küfre girmiştir.” (4), (5) “Bir kâhine gidip söylediklerini tasdik eden küfre girmiştir. Allah’tan başkası adına yemin eden de küfre girmiştir.” Hākim bunu “Sahīh”inde bu lafızla rivayet etmiştir (6).
Küfür özelliklerinden birini sergileyen kimse, kayıtsız şartsız kâfir diye adlandırılmayı hak etmez. Aynı şekilde, haram işleyen kimsenin fısk işlediği ve bu haram sebebiyle fıska düştüğü (7) söylenir. Ancak bu durum onda baskın hâle gelmedikçe, onun fasık diye adlandırılması gerekmez.
Zina eden, hırsızlık yapan, içki içen ve yağmalayan kimse de böyledir: Kendisinde iman bulunsa bile mümin diye adlandırılmaz. İşlediği fiil küfrün özelliklerinden ve şubelerinden olsa bile kâfir diye de adlandırılmaz. Çünkü itaatlerin tamamı imanın şubelerinden olduğu gibi, günahların tamamı da küfrün şubelerindendir.