onlardan imanı nefyetmiştir. Burada nefyedilen, mutlak imandır. Bu anlamda mümin adını herhangi bir kayıt olmaksızın hak edenler, “Allah’a ve resulüne iman eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden” [Hucurât/15] kimselerdir.
Bu kimseler, iki görüşten daha doğru olanına göre münafık değildirler. Aksine, Allah’a ve resulüne itaatleri sebebiyle Müslümandırlar. Kendilerinde onları küfürden çıkaran bir miktar iman bulunsa da mümin değildirler.
İmam Ahmed (1) şöyle demiştir: “Bu dört fiili yahut bunlara denk veya bunlardan daha ağır fiilleri işleyen kimse —zina, hırsızlık, içki içmek ve yağmacılık kastedilmektedir— Müslümandır; fakat ben onu mümin diye adlandırmam. Bunlardan daha hafif günahları işleyene ise —büyük günahlardan daha hafif olanlar kastedilmektedir— imanı eksik bir mümin (2) derim.”
Resûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem şu sözü de buna delâlet eder: “Kimde bu özelliklerden biri bulunursa, onda nifaktan bir özellik bulunmuş olur.” (3) Bu, bir kişide nifak ile İslam’ın bir arada bulunabileceğini göstermektedir.
Aynı şekilde riya da şirktir. Kişi amelinin bir kısmında riya yaptığında, onda şirk ile İslam bir arada bulunur. İslam’a ve onun hükümlerine bağlı olduğu hâlde Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmeder veya Resûlullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem küfür diye adlandırdığı bir fiili işlerse, onda küfür ile İslam bir arada bulunmuş olur.