İsmail şöyle dedi: Ona, ‘Bu nasıl bir küfürdür?’ diye sordum. Şöyle cevap verdi: Kişiyi dinden çıkarmayan bir küfürdür. İmanın bazı dereceleri diğerlerinden daha aşağı olduğu gibi küfür de böyledir; nihayet bunlar arasında hakkında ihtilaf edilmeyen bir durum ortaya çıkar.” (1).
Fasıl
Burada bir başka temel ilke daha vardır: Bir kişide küfür ile iman, şirk ile tevhid, takva ile günahkârlık, nifak ile iman bir arada bulunabilir. Bu, Ehl-i Sünnet’in en önemli temel ilkelerinden biridir. Hâricîler, Mutezile ve Kaderiyye gibi bidat ehli gruplar bu konuda onlara muhalefet etmiştir.
Büyük günah işleyenlerin cehennemden çıkmaları yahut orada ebediyen kalmaları meselesi bu ilkeye dayanır. Kur’an, sünnet, fıtrat ve sahâbenin icmâı bu ilkeye delâlet etmiştir (2).
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Onların çoğu Allah’a ancak şirk koşarak iman eder.” [Yusuf/106]. Böylece onların şirkle birlikte yüce Allah’a imanlarının da bulunduğunu belirtmiştir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Bedevîler, ‘İman ettik’ dediler. De ki: ‘İman etmediniz. Fakat “İslam’a girdik” deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve resulüne itaat ederseniz, yaptıklarınızın karşılığından hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.’” [Hucurât/14]. Böylece onların Müslüman olduklarını, Allah’a ve resulüne itaat ettiklerini kabul etmiş; bununla birlikte