o gün yalanlayanlara!” [Mürselât/48 - 49] Yüce Allah bunu, “Yiyin, az bir süre faydalanın; şüphesiz siz suçlularsınız.” [Mürselât/46] buyruğundan sonra zikretmiş, ardından namaza çağrıldıklarında rükû etmeyi —yani namaz kılmayı— terk etmeleri sebebiyle onları azapla tehdit etmiştir. “Onları yalnızca (1) yalanlamaları sebebiyle tehdit etmiştir” denilemez. Çünkü Yüce Allah burada yalnızca onların namazı terk ettiklerini bildirmiştir (2); azap tehdidi de bu terk sebebiyledir.
Kaldı ki biz şöyle diyoruz: Allah’ın namazı emrettiğine inanan bir kimse, namazı terk etmekte asla sürekli ısrar etmez. Bir kişinin, Yüce Allah’ın kendisine her (3) gün ve gece beş vakit namazı farz kıldığını ve O’nun (4), namazı terk etmesi sebebiyle kendisini en ağır şekilde cezalandıracağını kesin olarak tasdik ettiği hâlde namazı terk etmekte ısrar etmesi, insanın tabiatına ve olağan davranışına göre imkânsızdır. Bu, kesinlikle imkânsızdır.
Namazın farz olduğunu tasdik eden kimse, onu terk etmeyi asla sürdürmez. Çünkü iman, sahibine namaz kılmasını emreder. Kalbinde kendisine namazı emreden bir şey yoksa, o kalpte imandan hiçbir şey yoktur.
Kalplere ilişkin hükümler konusunda tecrübesi (5) ve bilgisi bulunmayan kimsenin sözüne kulak verilmez